Çocuklara Paylaşmayı Öğretmenin Eğlenceli Yolları: "Benim Olan, Senin Olan, Bizim Olan!"
Çocuklar, oyun oynarken hemen “Bunu ben aldım!” diye bağırarak, ya da son kalan çikolatayı kaparak dünyaya hükmetmek isterler. Her şeyin kendi mülkleri olduğu, elinde ne varsa hemen diğerlerinin gözlerine sokma eğilimleri fazlasıyla normaldir. Peki, paylaşmak ne zaman "gerekli" bir özellik haline gelir ve biz onlara bunu nasıl aşılayabiliriz? Hem de hiçbir şey zorlamadan, eğlenceli bir şekilde…
Hadi biraz eğlenelim, çünkü çocuklara paylaşmanın keyifli yollarını bulmak, yetişkinlerin asla hayal edemeyeceği kadar yaratıcı olabilir!
Paylaşmak Zor Bir Yük Değil, Sadece Akıllıca Planlanmalı!
“Tamam, tamam, paylaşıyorum ama… sen de bunu daha sonra benimle paylaş!” Şu an az önce çocuklar arasında popüler olan bu "şartlı" paylaşma yöntemini kabul ediyoruz. Ama burada bir strateji var, değil mi? Erkeklerin mantıklı, çözüm odaklı yaklaşımını bile düşünerek söyleyebiliriz ki, paylaşmak aslında bir oyun gibi ele alınmalı. Evet, paylaşmayı stratejik bir şekilde eğlenceli hale getirebiliriz! Çünkü, tabii ki “her şey benim!” diyen çocuk, elindeki oyuncakla büyüleyici bir şekilde birkaç farklı çözüm üretebilir. Örneğin, biri bir oyuncak arabayı isterken diğeri ona “bana bir çikolata ver, ben sana bu arabayı birkaç dakika vereceğim” diyebilir. Evet, bu işin matematiği çok basit!
Empatik Paylaşım: Kadınların Doğal Yolu, Ama Herkes İçin Geçerli!
Kadınlar, empati ve ilişki odaklı yaklaşımda, başkalarının ihtiyaçlarını anlamakta doğal bir yetenek geliştiriyor. Ancak, burada önemli olan şey; bu yaklaşımın yalnızca kadınlara ait bir özellik olmadığını kabul etmektir. Herkes, çocukken (hatta büyüdüklerinde bile) kendine ait bir şeyin değerini başkalarıyla paylaşma duygusuna ihtiyaç duyar. Kadınların bu konuda güdüsel bir yol haritası oluşturduğunu söylesek de, çocuklar arasında bunu eğlenceli bir şekilde göstermek, el birliğiyle gerçekleştirilen paylaşımlar oluşturmak çok kıymetlidir.
Yine, erkek çocukların stratejik olarak “paylaşmanın” hazzına varacağı bir oyun önerisi verelim: Bir çocuğun sahip olduğu “kendi” eşyasıyla, diğer çocuğa başka bir ödül önerdiğinde, bu bir kazan-kazan durumu yaratır. Böylece empatiyi, eğlenceli bir şekilde bir araya getiren bir oyun ortaya çıkar.
Birlikte Oynamak, Daha Fazla Paylaşmak Demektir!
Burada her şey aslında çok basit: "Birlikte oyun oynamak" çok kolay bir yoldur. Çocuklar doğal olarak paylaşmayı oyun sırasında öğrenirler. Ebeveynler de bu sürece dahil olabilir. Örneğin, iki çocuk Lego oynarken, onlara “Peki, bu kuleyi birlikte mi yapacaksınız yoksa her biri kendi kulesini mi yapacak?” gibi basit bir soru sorabilirsiniz. Şunu unutmayın, burada önemli olan şey paylaşmanın sadece fiziksel nesnelerle sınırlı olmamış olmasıdır; aynı zamanda bir deneyimi paylaşmak, birlikte bir şeyler inşa etmek de öğrenilen sosyal becerilerden biridir. Hatta birlikte paylaşılan anılar, aralarındaki bağları daha da güçlendirebilir.
Sahip Olma Duygusu: Kıskanmak ve Sahiplenmek Arasındaki İnce Çizgi
Paylaşma ile sahiplenme arasındaki çizgi çok ince ve bazen karışabilir. Çocuklar bazen kıskanır, “Ama bu benim!” diye bağırır. Bu, sahip olma duygusunun doğal bir yansımasıdır ve çözülmesi gereken bir durumdur. Ancak burada da çocukların duygusal zekalarını geliştirmek için çok yaratıcı yöntemler vardır. Bir çocuğa, “Bu oyuncak, senin ama burada başkalarıyla da oynayabilirsin” demek, bir tür “değişim zamanı” havası yaratabilir. Çocuklar, diğerlerinin de aynı nesneyi sahiplenebileceğini anlamaya başladığında, sadece fiziksel paylaşımdan daha fazlasını öğrenmiş olurlar. Ve evet, kıskanmak tamamen doğal bir his olsa da, çocuklara duygusal paylaşımın derinliğini anlamalarını sağlamak önemlidir.
Güvenli Alanlar ve İyi Rol Modelleri: Ebeveynler de Paylaşmayı Öğrenmeli
Bir ebeveynin veya büyüğün çocuklara paylaşma öğretmesinin en önemli yollarından biri de onların iyi birer rol model olmalarıdır. Çocuklar, ebeveynlerinin, arkadaşlarıyla veya diğer insanlarla paylaşımlarını gözlemleyerek öğrenirler. Yani, “Ben sana bunu veririm, sen de bana bunu verirsen” yaklaşımı, ebeveynlerin küçük yaşlardan itibaren birbirleriyle olan paylaşım ilişkilerini çocuğa yansıtmasıyla işe yarar. Eğer çocuklar evde sürekli kendileriyle paylaşılan bir ortamda büyürlerse, dış dünyada bu davranışı taklit etmeleri çok daha kolay olacaktır.
Sonuç Olarak: Paylaşmak Bir Şey Değil, Bir Yaşam Tarzıdır!
Çocuklara paylaşmayı öğretmek, temelde bir yaşam tarzının inşasına yardımcı olmaktır. Paylaşmak, sadece “benim” değil, “bizim” anlayışına ulaşmaktır. Çocuklar, paylaşmayı öğrendiklerinde, yalnızca fiziksel nesneleri değil, duygusal bağlarını, arkadaşlıklarını ve deneyimlerini de başkalarıyla daha rahat paylaşacaklardır.
Ve unutmayın, her çocuk farklıdır. Bu yüzden ne zaman ve nasıl paylaşacaklarını öğrenmeleri de farklı yollarla olabilir. Bazen birkaç saatlik eğlenceli oyunlar, bazen ise duygusal bir destek ile paylaşma alışkanlıkları pekişebilir. Önemli olan, onlara sevgi dolu bir şekilde rehberlik etmek ve bu süreçte bir an bile olsa keyif alabilmektir!
Çocuklar, oyun oynarken hemen “Bunu ben aldım!” diye bağırarak, ya da son kalan çikolatayı kaparak dünyaya hükmetmek isterler. Her şeyin kendi mülkleri olduğu, elinde ne varsa hemen diğerlerinin gözlerine sokma eğilimleri fazlasıyla normaldir. Peki, paylaşmak ne zaman "gerekli" bir özellik haline gelir ve biz onlara bunu nasıl aşılayabiliriz? Hem de hiçbir şey zorlamadan, eğlenceli bir şekilde…
Hadi biraz eğlenelim, çünkü çocuklara paylaşmanın keyifli yollarını bulmak, yetişkinlerin asla hayal edemeyeceği kadar yaratıcı olabilir!
Paylaşmak Zor Bir Yük Değil, Sadece Akıllıca Planlanmalı!
“Tamam, tamam, paylaşıyorum ama… sen de bunu daha sonra benimle paylaş!” Şu an az önce çocuklar arasında popüler olan bu "şartlı" paylaşma yöntemini kabul ediyoruz. Ama burada bir strateji var, değil mi? Erkeklerin mantıklı, çözüm odaklı yaklaşımını bile düşünerek söyleyebiliriz ki, paylaşmak aslında bir oyun gibi ele alınmalı. Evet, paylaşmayı stratejik bir şekilde eğlenceli hale getirebiliriz! Çünkü, tabii ki “her şey benim!” diyen çocuk, elindeki oyuncakla büyüleyici bir şekilde birkaç farklı çözüm üretebilir. Örneğin, biri bir oyuncak arabayı isterken diğeri ona “bana bir çikolata ver, ben sana bu arabayı birkaç dakika vereceğim” diyebilir. Evet, bu işin matematiği çok basit!
Empatik Paylaşım: Kadınların Doğal Yolu, Ama Herkes İçin Geçerli!
Kadınlar, empati ve ilişki odaklı yaklaşımda, başkalarının ihtiyaçlarını anlamakta doğal bir yetenek geliştiriyor. Ancak, burada önemli olan şey; bu yaklaşımın yalnızca kadınlara ait bir özellik olmadığını kabul etmektir. Herkes, çocukken (hatta büyüdüklerinde bile) kendine ait bir şeyin değerini başkalarıyla paylaşma duygusuna ihtiyaç duyar. Kadınların bu konuda güdüsel bir yol haritası oluşturduğunu söylesek de, çocuklar arasında bunu eğlenceli bir şekilde göstermek, el birliğiyle gerçekleştirilen paylaşımlar oluşturmak çok kıymetlidir.
Yine, erkek çocukların stratejik olarak “paylaşmanın” hazzına varacağı bir oyun önerisi verelim: Bir çocuğun sahip olduğu “kendi” eşyasıyla, diğer çocuğa başka bir ödül önerdiğinde, bu bir kazan-kazan durumu yaratır. Böylece empatiyi, eğlenceli bir şekilde bir araya getiren bir oyun ortaya çıkar.
Birlikte Oynamak, Daha Fazla Paylaşmak Demektir!
Burada her şey aslında çok basit: "Birlikte oyun oynamak" çok kolay bir yoldur. Çocuklar doğal olarak paylaşmayı oyun sırasında öğrenirler. Ebeveynler de bu sürece dahil olabilir. Örneğin, iki çocuk Lego oynarken, onlara “Peki, bu kuleyi birlikte mi yapacaksınız yoksa her biri kendi kulesini mi yapacak?” gibi basit bir soru sorabilirsiniz. Şunu unutmayın, burada önemli olan şey paylaşmanın sadece fiziksel nesnelerle sınırlı olmamış olmasıdır; aynı zamanda bir deneyimi paylaşmak, birlikte bir şeyler inşa etmek de öğrenilen sosyal becerilerden biridir. Hatta birlikte paylaşılan anılar, aralarındaki bağları daha da güçlendirebilir.
Sahip Olma Duygusu: Kıskanmak ve Sahiplenmek Arasındaki İnce Çizgi
Paylaşma ile sahiplenme arasındaki çizgi çok ince ve bazen karışabilir. Çocuklar bazen kıskanır, “Ama bu benim!” diye bağırır. Bu, sahip olma duygusunun doğal bir yansımasıdır ve çözülmesi gereken bir durumdur. Ancak burada da çocukların duygusal zekalarını geliştirmek için çok yaratıcı yöntemler vardır. Bir çocuğa, “Bu oyuncak, senin ama burada başkalarıyla da oynayabilirsin” demek, bir tür “değişim zamanı” havası yaratabilir. Çocuklar, diğerlerinin de aynı nesneyi sahiplenebileceğini anlamaya başladığında, sadece fiziksel paylaşımdan daha fazlasını öğrenmiş olurlar. Ve evet, kıskanmak tamamen doğal bir his olsa da, çocuklara duygusal paylaşımın derinliğini anlamalarını sağlamak önemlidir.
Güvenli Alanlar ve İyi Rol Modelleri: Ebeveynler de Paylaşmayı Öğrenmeli
Bir ebeveynin veya büyüğün çocuklara paylaşma öğretmesinin en önemli yollarından biri de onların iyi birer rol model olmalarıdır. Çocuklar, ebeveynlerinin, arkadaşlarıyla veya diğer insanlarla paylaşımlarını gözlemleyerek öğrenirler. Yani, “Ben sana bunu veririm, sen de bana bunu verirsen” yaklaşımı, ebeveynlerin küçük yaşlardan itibaren birbirleriyle olan paylaşım ilişkilerini çocuğa yansıtmasıyla işe yarar. Eğer çocuklar evde sürekli kendileriyle paylaşılan bir ortamda büyürlerse, dış dünyada bu davranışı taklit etmeleri çok daha kolay olacaktır.
Sonuç Olarak: Paylaşmak Bir Şey Değil, Bir Yaşam Tarzıdır!
Çocuklara paylaşmayı öğretmek, temelde bir yaşam tarzının inşasına yardımcı olmaktır. Paylaşmak, sadece “benim” değil, “bizim” anlayışına ulaşmaktır. Çocuklar, paylaşmayı öğrendiklerinde, yalnızca fiziksel nesneleri değil, duygusal bağlarını, arkadaşlıklarını ve deneyimlerini de başkalarıyla daha rahat paylaşacaklardır.
Ve unutmayın, her çocuk farklıdır. Bu yüzden ne zaman ve nasıl paylaşacaklarını öğrenmeleri de farklı yollarla olabilir. Bazen birkaç saatlik eğlenceli oyunlar, bazen ise duygusal bir destek ile paylaşma alışkanlıkları pekişebilir. Önemli olan, onlara sevgi dolu bir şekilde rehberlik etmek ve bu süreçte bir an bile olsa keyif alabilmektir!