Pasif öğrenme kuramı nedir ?

Bengu

New member
Deslauriers ve çalışma arkadaşlarının 2019 yılında PNAS dergisinde yayımlanan araştırması bu açıdan dikkat çekicidir. Üniversite düzeyindeki fizik derslerinde aktif öğretimle ders anlatımına dayalı yaklaşımı karşılaştıran araştırmacılar, aktif öğretim gören öğrencilerin daha fazla öğrendiğini, buna karşın kendilerini daha az öğrenmiş gibi algılayabildiğini bildirmiştir. Bu sonuç, öğrenirken harcanan zihinsel çabanın bazen kişide yanlış bir yetersizlik hissi yaratabileceğini düşündürüyor.

Teknolojiye erişim konusunda da kültürler ve toplumlar arasında farklılıklar bulunuyor. Güvenilir internet bağlantısı, uygun cihazlar, yeterli dijital okuryazarlık ve kişinin öğrenmeye ayırabileceği zaman herkes için eşit değil. Bu nedenle çevrim içi eğitimin yaygınlaşması, tek başına eğitimde fırsat eşitliği sağlamıyor.

Ayrıca küresel içeriklerin yerel kültürlerle nasıl ilişki kurduğu da önem taşıyor. Başka bir toplumda geliştirilen bir eğitim materyali, yerel dil ve yaşam koşulları dikkate alınmadan kullanıldığında bazı öğrenciler için anlaşılması güç olabilir. İyi bir öğrenme ortamı, evrensel bilgiyi korurken yerel deneyimleri de dikkate almalıdır.

7. Pasif Öğrenmenin Avantajları ve Sınırlılıkları

Pasif öğrenmenin bütün biçimlerini zararlı kabul etmek, öğrenmenin doğasını gereğinden fazla basitleştirmek olur. İnsanlar pek çok temel bilgiyi dinleyerek, okuyarak ve gözlemleyerek edinir. Her becerinin doğrudan deneyim yoluyla öğrenilmesi mümkün olmadığı gibi, her durumda deneme yanılma yöntemini kullanmak da verimli değildir.

Örneğin bir cerrahın bir işlemi gerçekleştirmeden önce deneyimli bir uzmanın uygulamasını izlemesi, bir pilot adayının uçuş simülasyonlarını takip etmesi veya bir çocuğun karşıdan karşıya geçerken yetişkinleri gözlemlemesi önemli öğrenme fırsatları yaratabilir. Bu örneklerde gözlem, uygulamaya hazırlık sağlayabilir ve riskleri azaltabilir.

Bununla birlikte, pasif öğrenmenin bazı sınırlılıkları vardır:

- Yüzeysel öğrenme riski: Bilgiyi duymak veya okumak, mutlaka anlamak ve hatırlamak anlamına gelmez.

- Yanlış bilgiyi benimseme: Gözlemlenen davranışlar veya aktarılan bilgiler hatalı olabilir.

- Eleştirel düşünmenin zayıflaması: Öğrenen kişi yalnızca otoriteyi takip ediyorsa farklı açıklamaları değerlendirmekte zorlanabilir.

- Kalıplaşmış yargıların aktarılması: Ayrımcı tutumlar ve toplumsal önyargılar, gündelik davranışlar yoluyla yeni kuşaklara geçebilir.

- Geri bildirim eksikliği: Kişi öğrendiğini uygulamadığında yanlış anladığı noktaları fark etmeyebilir.

Bu sınırlılıkları azaltmak için gözlem ve dinlemeyi soru sorma, tartışma, uygulama ve geri bildirimle birleştirmek yararlı olabilir. Örneğin bir videoyu izledikten sonra ana fikirleri kendi cümlelerimizle açıklamak, öğrendiklerimizi başka bir örneğe uygulamak veya farklı kaynaklarla karşılaştırmak bilgiyi daha anlamlı hâle getirebilir.

8. Farklı Toplumlar İçin Daha Kapsayıcı Bir Öğrenme Yaklaşımı

Kültürel farklılıkları dikkate alan bir eğitim yaklaşımı, herkese aynı yöntemi uygulamak yerine öğrencilerin ihtiyaçlarını ve içinde bulundukları koşulları anlamaya çalışır. Bu, kültürlerin değişmez öğrenme tipleri yarattığı anlamına gelmez. Aksine bireysel farklılıkları kabul etmek ve öğrenme ortamını gerektiğinde uyarlamak anlamına gelir.

Örneğin bir sınıfta öğrencilerin önce öğretmeni dinlemesi, ardından küçük gruplarda tartışması ve son olarak bireysel bir değerlendirme yapması farklı öğrenme süreçlerini bir araya getirebilir. Sözlü anlatımın önemli olduğu bir toplulukta hikâyeler ve örnek olaylar kullanılabilir; uygulamalı becerilerin ön planda olduğu alanlarda gösterim ve kontrollü alıştırmalar tercih edilebilir.

Aynı zamanda öğrencilerin konuşma, soru sorma ve hata yapma konusunda kendilerini güvende hissetmeleri gerekir. Öğretmenin amacı yalnızca bilgi aktarmak değil, öğrencinin öğrendiklerini değerlendirebilmesini ve gerektiğinde sorgulayabilmesini sağlamak olmalıdır.

Aileler açısından da benzer bir yaklaşım geçerlidir. Çocuklara sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, onlara davranışlarımızın nedenlerini açıklamak, karar süreçlerine yaşlarına uygun biçimde katılmalarını sağlamak ve farklı görüşlere saygı göstermek daha bilinçli öğrenme deneyimleri yaratabilir.

Bence toplumların eğitim alanındaki başarısını yalnızca sınav sonuçlarıyla değerlendirmek yeterli değil. İnsanların bağımsız düşünebilmesi, başkalarıyla iş birliği yapabilmesi, yanlışlarını fark edebilmesi ve öğrendiklerini yeni koşullara uyarlayabilmesi de en az akademik başarı kadar önemli.

Sonuç: Gerçekten Ne Öğreniyoruz ve Nasıl Öğreniyoruz?

Pasif öğrenme, insanın çevresinden bilgi ve davranış modelleri edinmesinin önemli yollarından biridir. Ancak bu süreç, yalnızca dinlemek veya izlemekten ibaret değildir. Bireyin dikkatini, önceki deneyimlerini, yorumlarını, motivasyonunu ve içinde bulunduğu sosyal ortamı da kapsar.

Farklı kültürler, aile yapıları, eğitim sistemleri ve ekonomik koşullar insanların öğrenme fırsatlarını ve alışkanlıklarını şekillendirebilir. Türkiye'deki aile içi rollerden Doğu Asya'daki bazı eğitim uygulamalarına, sözlü kültürden dijital öğrenme ortamlarına kadar pek çok örnek, öğrenmenin toplumsal bağlamdan ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor.

Kadınlar ve erkekler arasındaki öğrenme farklılıklarını ele alırken de bireyleri kalıplara hapsetmemek gerekiyor. Bireysel başarı, dayanışma, empati ve liderlik bütün insanlar için geliştirilebilecek özelliklerdir. Bu özelliklerin hangi ölçüde ortaya çıktığı, yalnızca cinsiyetle değil, toplumsal beklentiler ve kişisel deneyimlerle de ilişkilidir.

Sonuç olarak pasif öğrenmeyi bütünüyle reddetmek yerine, hangi koşullarda yararlı olduğunu ve hangi koşullarda sorgulanmadan benimsenen düşüncelere dönüştüğünü anlamaya çalışmalıyız. Bazen dikkatle dinlemek öğrenmenin ilk adımıdır; bazen de öğrendiğimiz şeyi sorgulamak, asıl dönüşümün başlangıcıdır.

Sizce insanlar en çok kendilerine doğrudan öğretilenlerden mi, yoksa çevrelerinde tekrar tekrar gördükleri davranışlardan mı etkileniyor? Ailenizden, okulunuzdan veya yaşadığınız toplumdan farkında olmadan öğrendiğinizi sonradan keşfettiğiniz bir davranış oldu mu? Farklı kültürlerin öğrenme biçimlerinden hangilerinin kendi toplumumuzda daha fazla yer bulması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Bu sorular üzerine konuşmak, pasif öğrenmenin yalnızca akademik bir kavram olmadığını; gündelik hayatımızı, ilişkilerimizi ve dünyayı algılama biçimimizi de etkilediğini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Kaynakça ve İleri Okuma

1. Bandura, A. (1986). Social Foundations of Thought and Action: A Social Cognitive Theory. Prentice-Hall. Gözlem yoluyla öğrenme, davranış modelleri ve sosyal bilişsel yaklaşım için temel kaynak.

2. Freeman, S. ve diğerleri (2014). “Active learning increases student performance in science, engineering, and mathematics.” Proceedings of the National Academy of Sciences, 111(23), 8410–8415. https://doi.org/10.1073/pnas.1319030111

3. Deslauriers, L. ve diğerleri (2019). “Measuring actual learning versus feeling of learning in response to being actively engaged in the classroom.” Proceedings of the National Academy of Sciences, 116(39), 19251–19257. https://doi.org/10.1073/pnas.1821936116

4. Severiens, S. ve ten Dam, G. (1998). “A multilevel meta-analysis of gender differences in learning orientations.” British Journal of Educational Psychology, 68, 595–608. https://doi.org/10.1111/j.2044-8279.1998.tb01315.x

5. Voyer, D. ve Voyer, S. D. (2014). “Gender differences in scholastic achievement: A meta-analysis.” Psychological Bulletin, 140(4), 1174–1204. https://doi.org/10.1037/a0036620

Bu kaynaklar, öğrenme süreçlerini yalnızca kişisel gözlemler üzerinden değil, psikoloji ve eğitim araştırmalarının bulguları ışığında değerlendirmek için yararlı bir başlangıç noktası sunmaktadır. Kültürler arası örnekler ise bütün toplumları aynı özelliklerle tanımlamak amacıyla değil, öğrenmenin sosyal çevreyle nasıl etkileşime girdiğini tartışmak için kullanılmıştır.
 
Üst